3 Eylül 2009 12

Son zamanlarda ülkemizde Evrim Teorisi çok fazla tartışılmaya başlandı. Elbette ki bu tartışmalar siyasi partilerin bazı tavırları sonucu alevlendi ancak halkımızın da bu konuya, özellikle dini inançlarından dolayı çok sert bir tavır aldığını görüyor, okuyorum. Bu konuda ben de kendi bilgi birikimimi sizlerle paylaşmak istedim.

Benim lisansım Astronomi ve Uzay Bilimleri‘dir. Bizler evrim teorisini bırakın üzerinde yaşadığımız gezegeni, tüm evreni hesaba katarak okuduk. “Yer Dışı Yaşam” diye bir dersimiz vardı. Bu derste temel olarak “başka gezegenlerde hayat bulunma ihtimali”ni hesapladık. Bunun için de Frank Drake‘in 1961 yılında ortaya koyduğu Drake Denklemi‘ni (The Drake Equation) kullandık.

N = N* fp ne fl fi fc fL

Bu denklemdeki tüm parametreler birbirleriyle çarpılır ve sonuçta olasılık olarak galaksimizdeki zeki, iletişimi geliştirmiş uygarlık sayısı ortaya çıkar. Yazının ilerleyen bölümünde bu konuyu detaylandıracağız.

Evrim teorisinin 150 senelik bir geçmişi var. Teori, yaklaşık 20 yıllık bir olgunlaşma sürecinin ardından Charles Darwin‘in 1859’da yayınladığı “Türlerin Kökeni Üzerine” (On the Origin of Species) kitabı ile resmen ortaya atılmıştır. Bu yıldan itibaren günümüze kadar ise bu konuda ciddi gelişmeler kaydedilmiş ve teori geliştirilmiştir. Teorinin detaylarını merak eden zaten bu konudaki bilimsel yayınları okuyabilir. Ben burada dünyadaki birçok profesörün yaptıkları bilimsel yayınlara yorum getirmeye çalışmıyorum, böyle bir şey anlamsız olacaktır. Ancak konuya hakim birisi olarak insanlarımızın hatalı değerlendirdiği noktalara değinmek istiyorum.

Evrim teorisini bulan kişi Darwin’dir, bu nedenle hep teori ile özdeşleştirilmiştir. Ancak Darwin’in 150 sene önce ortaya attığı kavramın temeli doğruysa da, sonradan yanlış olduğu kanıtlanmış onlarca yaklaşımı ve zamanın bilim seviyesinden kaynaklanan hatalı bilgiler üzerinden elde etmiş olduğu bulgular mevcuttur. Yani, Darwin’in kitabını okuduğunuzda ve mantığınıza uymayan bir bilgi gördüğünüzde “tamam, bu teori hatalıymış” şeklinde düşünmemeniz gerekiyor. Teorinin günümüzde ulaşılmış bilim seviyesiyle geldiği son noktaya göre değerlendirmesi gereklidir.

Bilim, yalnızca bir şeyi kesin olarak açıklamayı amaç edinmez. Bilim, mümkün olan en doğru, en yaklaşık sonuca ulaşmayı hedefler. Günümüzde yaşayan bir insanın kemiklerinden yapılan analizler ile ±2 yıllık sapmayla kişinin yaşı belirlenebiliyor. Binlerce, milyonlarca yıllık fosillerden nokta atışı yapmak elbette ki imkansızdır, bilimin de böyle bir iddiası yoktur. Ancak her geçen gün daha gelişmiş teknikler, daha yaklaşık sonuçlar elde etmemizi sağlamaktadır. Hemen her bilim dalını köşeye sıkıştırmak için sorulan “Bilmem kaç yıl önceki bilgiler için hatalı diyorsunuz, şu ankinin doğru olduğunu nereden biliyorsunuz?” sorusu bilimin tanımı açısından anlamsızdır. Bilim zaten günümüzdeki bilginin “tarihteki en doğru” bilgi olmasına gayret eder. Yoksa Newton fiziği yanlış, Quantum ise kesinlikle doğrudur şeklinde bir iddia hiçbir zaman yoktur. Örneğin “Newton fiziği röletivistik hızlara yaklaşıldığında yetersiz kalır, Quantum fiziği ise bize bu durumda daha gerçekçi sonuçlar vermektedir” şeklinde bir yaklaşımda bulunulur. Yoksa kimse Newton’un tamamen yanlış, Quantum’un ise bundan 1000 yıl sonra bile aynen kabul göreceği düşüncesinde değildir. Ortak bir konuda ortaya atılmış birçok teori birbirlerini basamak olarak kullanmışlardır.

“Evrim teorisi olmasa ne olur? Madem birçok insan dini inançlarından dolayı bu konuda alınganlık gösteriyor, insanların huzur ve refahı için evrim teorisini çöpe atalım”. Bilimde asla böyle bir yaklaşım yoktur. “Bilim nedir? Bilim felsefesi nedir? Bilim adamı kime denir? Bilim adamının çalışma yöntemleri nelerdir?” gibi tanımlar çok açık ve net bir biçimde ortaya konulmuştur. Bilimdeki birçok konu başka bilimsel bulguları temel almaktadır. Yani siz bir konuyu bilimsel değil de toplumsal ya da dinsel bir nedenle ele almayı bırakırsanız, bu konu üzerinden gelişecek tüm bilgi zincirini de imkansız kılmış olursunuz.

Şimdi evrim teorisini bir adım ileriye taşıyalım. Yazının başlarında bahsettiğim Drake Denklemi‘ni bir inceleyelim.

N = N* fp ne fl fi fc fL

N: İletişimi geliştirmiş canlıların sayısı

N*: Samanyolu galaksisindeki yıldızların sayısı. Şu an için 100 milyar kabul ediyoruz.
fp: Çevresinde gezegen olan yıldızların oranı. %20 – %50 aralığında olduğu tahmin ediliyor.
ne: Yıldızların çevresindeki gezegenlerin yıldız başına kaç tanesi gerekli yaşam koşullarını sağlayabilir? Tahmin 1-5 arası.
fl: Uygun yaşam koşulları bulunan gezegenlerde hangi oranda yaşam gerçekten oluşur? Bununla ilgili “yaşam oluşma ihtimali varsa oluşacaktır” teorisi %100’ü savunurken, bu ihtimal %0’a kadar da düşebilir.
fi: Diyelim ki yaşam oluştu. Peki zekiler mi? Bu da “fl” parametresine benzer bir içimde “yaşam varsa zamanla zeka kesinlikle oluşacaktır” ile %100’den başlayıp yine %0’a kadar düşebilir.
fc: Bu canlılar mevcut, zekiler de. Yani bizimle irtibata geçebilme olasılıkları var. Peki gerçekten iletişime geçme arzuları var mı? Bu da %10-%20 arası bir oran olarak tahmin edilmektedir.
fL: Bir diğer can alıcı nokta. Tüm koşulların gerçekleştiğini varsayalım. Bizimle irtibata geçmeye hevesli canlılar var. Peki gezegenin yaşam süresinin kaçta kaçında bu canlılar yer almaktadır? Bu soru ise milyonda bir ya da daha düşük bir ihtimale denk gelmektedir.

Hadi tahmini değerleri yerlerine koyup bir deneme yapalım.

N = N* fp ne fl fi fc fL

N = 100000000000 * 0.5 * 1 * 0.5 * 0.2 * 0.2 * 0.000001 = 1000

“N = 1000” olarak bulunur. Bu şekilde Samanyolu Galaksisinde 1000 adet iletişimi geliştirmiş ve bizimle aynı zamanda hayatta olan uygarlık olduğunu tespit etmiş olduk. Size bu mantıklı geldi mi? Şimdi bu konu üzerine biraz yorum yapalım.

Bir şekilde gerçeği bilme ihtimalimiz olsa, yani galaksimizdeki uygarlıkların sayısını öğrenebilsek emin olun bu sayı “1000” çıkmayacaktır. Yazımın başında bilimin amacının her zaman bir şeyleri kesin olarak açıklamak olmadığını söylemiştim. Drake Denklemi bence bunu açıklamak için çok güzel bir örnektir. “Uzaylılar” dediğiniz zaman kavram genellikle oldukça fantastik ve bilim dışı algılanır. Birisi kalkıp size “galaksimizde bizim haricimizde 1000 civarı uygarlık var” dese elbette ki normal koşullarda güler geçersiniz. Ancak bu bilgi yaklaşık da olsa ihtiyaç duyulabilecek bir bilgi olabilir. Örneğin gelecekte başka uygarlıkları araştırmak için uzaya bir ekip gönderecek olursak, tam olarak teknolojimizin hangi seviyeye geldiğinde o yolculuğa çıkmamız gerektiğini bu tür denklemlerin sonucunda elde edilen olasılıklar belirleyecektir. Eğer teknolojimiz henüz uçsuz bucaksız galaksideki 1000 uygarlıktan birine rastlamaya yeterli değilse bu yolculuğa çıkmak anlamsız olacaktır. Ancak bu denklem ve sonucundaki ihtimaller hiç hesaba katılmadan “nasılsa galaksimiz çok büyük, içinde de milyonlarca, belki milyarlarca uygarlık vardır” diye düşünerek bugünün teknolojisiyle de bu uygarlıkları aramaya koyulabiliriz. Sonuç olarak başarısız bir projeye milyarlarca lira para yatırmış ve uzaya çıkacak birçok bilim adamının hayatını boşu boşuna riske atmış oluruz.

Şimdi gelelim evrim teorisine. Bütün bu söz konusu ihtimaller evrime dayanmaktadır. Eğer evrim teorisi inkar edilirse nasıl başka gezegenlerde yaşamdan bahsedebiliriz? Eğer “evrim yoktur, tüm canlıları Allah yaratmıştır”dan yola çıkacak olursak galaksimizdeki yaratılmış canlı sayısını nasıl tahmin edebiliriz? Bu bilgiyi kime sorup öğrenebiliriz?

Evrim teorisi hiçbir zaman canlıların “yaratılmadığını” iddia etmez. Evrim teorisi canlıların doğrudan şu anki halleriyle yaratılmalarının lüzumlu olmadığını iddia eder. Bilim maddenin yoktan var olmayıp, var olanın da yok olamayacağı görüşünü savunur. Şu anki durumda birçok maddenin var olduğu kesin olduğuna göre “sıfır noktası”na ulaşıldığında o maddeler yaratılmış olabilirler. Zaten günümüzde evrim teorisinin açıklayamadığı bir konudur bu sıfır noktası. Aslında açıklamak zorunda da değildir. Evrim teorisi canlıların evrimlerini inceler, inorganik maddelerden ilkel atmosfer koşullarında nasıl organik maddeler oluştuğunu açıklayabilir (Bkz: Miller-Urey Deneyi). Evrim teorisi organizmaları konu aldığı için inorganik maddelerin nasıl oluştuğu teorinin genel konsepti açısından öncelikli bir konu değildir. Örneğin bir arabanın nasıl hız kazandığını bilim açıklayamasaydı bile sabit hızda ilerleyen bir arabanın ne kadar zamanda nereye ulaşacağını bilebilirdi. Kısacası bilim kainatın bütün sıralarını açıklayamasa da açıklayabildiği kadarı güvenilir ve faydalı bilgi içerebilir.

Sonuç olarak evrim teorisinin doğruluğunu tartışmanın pek de bir anlamı yok. Bilim belli kabuller olmadan ilerleyemez, yerinde sayar. Bilimin ilerlemesi için evrim teorisi yanlış bile olsa lüzumludur. Ayrıca bu güne kadar araştırmalarına yön verirken dini endişeler barındıran hiçbir bilim adamı görmedim. Din ile ilgili bilim adamlarının tek endişesi dinin bilimin önüne duvar örmesidir. Ancak bilimin derdi hiçbir zaman dini değerleri çökertmek olmamıştır. Eğer bilimsel bulguların sonucunda böyle bir şey yaşanacak olursa da bundan korkmamak gerekir. Eğer gerçekten bilim bir şeylerin yanlış olduğunu net bir biçimde kanıtlayabilirse insanlık bir yanılgıdan kurtulmuş olur. Bilimden çekinmek demek, dinine güvenmemek demektir. Bu nedenle dininizden şüphe duymuyorsanız, bilimsel gelişmelere karşı endişe taşımamanızı öneriyorum.

Kategori: 

12 kişi buna yorum yaptı

  1. Makul olduguna inandigimiz bir fikri ortaya koyarken bile haddinden fazla alcak gonullu davraniyor ,incitmemek adina (bazen de incinmemek) sert koseleri yumusatmaya calisiyoruz. Bence gereginden fazla deger veriyoruz muhattap almak zorunda kaldigimiz insanlara ,ya da bizim gozumuzden gormelerini umarak fazla iyimser davraniyoruz.

    Dogmasi ,bagnazi bol bu topraklarda umdugun sey olmayacak.Cok kucuk bir kesim icin baglayici olacak sebep sonuc iliskisi ,cok kucuk bir alana sIkIsmak zorunda kalacak hersey ,bir kac kb’lik web sayfasi ,bir kac yaprak kagit ,bir kac es dost.

    Sadece korku ,korkunun cobanlik ettigi dimag bilgiden uzak durur ,ne yazik ki o yetenekli bir coban. Korkuyu yenemezsin ,korkmamayi ogretemezsin. Ama yine de ,birazda olsa ,kiyaslamayi ,sorgulamayi hatirlatabilirsin.Yazi dedigimiz sey hic degilse bunu tasiyabilmeli ,oyle degil mi ?

    Umarim daha da genisler ,daha detayli ,daha bilimsel ,daha belirgin sinirlari olan bir cok yazi goruruz bu sayfalarda.

  2. Tamamini canim sikilmadan okuyabildim, o acidan guzeldi. Biraz fazla soft bir yaklasima da sahip olsa yine de hosuma gitti acikcasi. Ancak bunun disinda “benim kisisel fikrim” dedigin kisma kesinlikle katilmiyorum ki zaten olay “kisisel fikir” oppositionidir. Ben bir ateist olarak, pek olumlu karsilamiyorum tanri yaratti tadindaki olaylari. Neyse sonuc olarak guzel bir girisim olmus, ve kendi gorusunu bilimsel gerceklikten ayri tuttugun icin de ayrica mutlu ettin beni, bunu yapabilen az sayidaki tartismacilardansin :).

  3. @Decipher
    Yalnızca bu yorum değil, farklı yerlerden de başlangıcı Tanrı’ya dayandırmam ile ilgili ufak da olsa eleştiriler aldım. Benzer biçimde birçok kişi “yumuşak üslup” kullanmamdan şikayet etmiş. Birşeyi farketmenizi rica ediyorum. Ben burada bilimsel bir döküman değil, yalnızca bir blog yazısı yazıyorum. Elbette ki eğitimim gereği bilimsel bir konudan bahsederken belli kurallara dikkat ederim. Ancak sonuç olarak bu yazdıklarımı bilim adamlarına hitaben yazmıyorum.

    Başlangıcı Tanrı’ya dayandırmam benim kişisel görüşümdür. Ancak eğer gerçekten sıfır noktası üzerine bir araştırma yapacak olsam elbette ki bu bilgiyi araştırma süresince siler atarım. Yani bilimsel bir araştırma yaparken “bunu da Allah yaratmıştır” deyip geçecek halim yok elbette ki, sonuna kadar bilimsel yöntemle sorgularım. Ancak şu anda aktif olarak mesleğimi icra etmediğim ve kendi blogumda kendi fikirlerimi paylaşmakta olduğum için bu şekilde bir beyan vermekten hiçbir çekingem yoktur.

    Stephen Hawking çok saygı duyduğum bir bilimadamıdır. Muhteşem bir zekaya sahiptir. Ancak bakın O da evrenin yaratılışı konusuna gelince neler düşünüyor.
    http://www.leaderu.com/real/ri9501/bigbang2.html

  4. Skate, linkteki yaziyi okudum ancak bana creationist propaganda gibi gozuktu. En sondaki conclusions kismi ozellikle hic bir sekilde bir bilimadaminin agzindan cikmamasi gereken “kesin” soylemlerle doluydu: “A Creator must exist.” gibi. Acikcasi bilim ve dinin uyusmadigini dusunen birisi olmamama ragmen Schaefer’in universite ogrencilerini bilimden cok dini bir beyin yikama lectureina tutmasi hic de ahlaki ve dogru gelmedi bana. Sonucta kendisi ne olursa olsun bir baskasini da kendisi gibi yapmaya calismak ve bunun icin beyin yikamak asagilik bir seydir. Ama sonra lecturein Christian Leadership tarafindan desteklendigini gordum en altta ve hic bir sekilde sasirmadim bilimsel bir alanda bu kadar yanlis bilginin verilmesine (sondaki Conclusions bolumunden bahsediyorum).

    Benim anlamadigim bundan binlerce yil once, gokyuzune de cennet diyorlardi, gittik baktik, bir kac farkli katmandan olusan bir gazdan baska bir sey cikmadi. Ayni sekilde bugun Big Bang’in cikis noktasi olan 0 noktasini anlayacak durumda degiliz ve bu yuzden inanclari olan kisiler buna “Tanrinin isi” diyebilirler. Yani ne zaman bilinmeyenle karsilassak her halti tanriya bagliyoruz. Ama eminim bir gun 0 noktasini cokerttigimizde iste o zaman sonraki adimi tanriya baglayacak cogumuz. Ben sahsen bunu sacma buluyorum, abstrakt ve vague soylemlerle, ambiguous soylemlerle dolu 2000 – 1500 yillik bir kitabin icindekileri evirip cevirip istedikleri anlama cekenler elbette ki herseyi tanriya baglayabilirler.

    Son olarak, Schaefer her ne kadar nobele de aday gosterilmis olsa, bir bilimadami olarak bir lecturede kendi dini goruslerini bilime karistirip bilimselligi kirlettigi ve ogrencilerinin beyinlerini yikadigi icin, zerre kadar saygim kalmadi kendisine. Bilim hic bir zaman a = k demez, sadece “su anki gozlemler ve a’nin en yakin tespiti k’dir, ileride bu degisebilir” der.

  5. @Decipher
    Bu blog’un amaçlarından biri de bu tür farklı görüşleri öğrenmek, bu konuları enine boyuna tartışmak. Yalnızca bu makale ile ilgili karşılıklı olarak fikirlerimizi ortaya koyduğumuzu düşünüyorum. Diğer makalelere de beklerim. 🙂

  6. @Decipher
    Bilim a = k diyebilir ama bunu söylerken şu domain içerisinde a = k’dır der. Sonra proof der ve benim gibi bi sürü tembel üniversite öğrencisinin nefretle anacağı sayfalarca denklemle bunun kanıtını belirtir. Neyse, öyle işte.

    Birde makale anladığım kadarıyla bir üniversitede yaptığı konuşmadan. Ve yine anladığım kadarıyla dini kurumların desteği ile gerçekleştirilen bir etkinlik. Eh, üstüne üstlük konu yine anladığım kadarıyla “Hristiyanlığın tanrısı bütün bunların içinde nerede?” sorusuna bir yanıt. Yani fizikten çok teoloji ile alakalı birşey. O açıdan da çok yanlış ya da kötü niyetli gelmedi bana.

  7. @Skate:
    Çok iyi kaleme alınmış bir makale… Yazını ve tarzını gerçekten çok beğendim. Ellerine sağlık, devamını bekliyorum…

    @Decipher:
    Bilim Tanrı kelimesini mutlak yaratıcı anlamında kullanır. Hangi dinin hangi tanrısı olduğu ile ilgilenmez. Bununla birlikte çoğu dinde de Tanrı mutlak yaratıcıdır. Bu bakımdan aralarında bir çekişme yoktur.

    Tanrı gibi nesnel olmayan kavramlar Felsefe ve Dinbilimin araştırma alanıdır. Tanrıya inanmıyor olabiliriz ama bu durum felsefe ve dinbilimin birer bilim dalı olduğu gerçeğini değiştirmez.

    Matematiksiz bir fizik, fiziksiz bir kimya düşünülebilir mi? Bütün bilim dalları birbiriyle ilişki halindedir. Bu durumda dinbilim diğer bilim dallarındaki gelişmeleri dikkatle takip etmek zorundadır. Kimya ve fizik (örn. karbon testi…) tarih bilimine, tarih bilimi de dinbilime ışık tutabilir.

    Belki günün birinde bir dinbilimcinin getireceği yorum, bir fizikçiye ilham kaynağı olacaktır… Belki de çoktan olmuştur bile(!)…

    Ben bilim adamlarının “Tanrı” kelimesini kullanırken, mensup olduğu dinin tanrısı anlamında değil, dinbilimsel açıdan var olma ihtimali bulunan (en azından var olmadığı ispatlanamayan) bir mutlak yaratıcıyı kastettiğini düşünüyorum.

    Einstein “Tanrı’nın nasıl düşündüğünü bilmek istiyorum. Gerisi detaydır.” dedi diye izafiyet teorisini çöpe atamayız, değil mi?

    Ayrıca:
    Abstract : Soyut
    Vague/Ambiguous : Muğlak/Üstü kapalı
    Diğer türlü yazınca inan bana daha havalı olmuyor..

  8. @Skate:
    Fi değeri için keyfi bir değer yerine bir bilimsel bir deney sonucu kullanılabilir… mesela Dünya deneyi…

    İnsan, gezegen dışı yaşam formlarıyla iletişime geçmeyi arzulayabilecek seviyede zekaya sahip Dünya üzerindeki tek yaşam formudur.

    Drake Denklemi aslında, (N* ve Fp parametrelerini kullandığı sürece) yaşam oluşması için “Dünya gibi bir gezegen” şarttır (örn. bir yıldız etrafında dönen bir gezegen olmalı) demektedir.

    Bu durumda Fi, o gezegenlerde de Dünya’dakine yakın bir değerde olmalıdır.

    Fi = 1/Dünya üzerindeki tüm farklı canlı türleri sayısı

    Bundan sonra Fc ve Fl’yi 1 bile kabul etsek, N o kadar da yüksek çıkmayacaktır…

    Bu da benden Astrolojiye bi katkı olsun bakalım 😛

  9. @Alpyre
    Aman kardeşim naaptın “Astroloji” falan 🙂

    Aslında Drake Denklemi’ne ilk kez senin bu biçimde değinmen, daha doğrusu alternatif değerler üzerinden alternatif hesap yapmayı düşünmen ilginç. Çünkü herkesin ilk olarak el attığı şey budur normalde. Sana bu konuya değindiğin için teşekkür ediyorum.

    Ben makaledeki değerleri öylesine seçtim, kendi tahminlerim bile değil. Burada önemli olan zaten tam olarak formülün sonucu da değil. Önemli olan şu ki bilim bize galaksimizdeki iletişime geçme ihtimalimiz olan uygarlıkların sayısı ile ilgili bile bir formül koyabilecek bir kavramdır. Bu formül sonucunda sabit bir sayı elde edemeyebiliriz ancak bilim bize neleri hesaba katmamız gerektiğini, bu sayıya hangi yöntem ile ulaşabileceğimizi ve son olarak bir değer aralığı sunmuş olur. Eğer evrimi reddeder, bilimin önüne bir set çekersek, yapabileceğimiz tek şey bu tür konularda “kör” tahminler yapmaktan öteye geçemez.

  10. Bilim ,adı üzerinde bilmeyi gerektiriryor ve bu süreç sonsuzluk kavramı kadar derinlere uzanıyor.Bu nedenle *inanarak *,dünyayı ve evreni tüm olup biteni açıklamak kolay…Din sosyal düzenlemeleri yapariken vaatleri ve korkuları kullanmak zorundaidi ,bu yapısı ile hakim – güçlerin elinde yeniden yorumlanarak temel bir ideoloji oldu ,bu haliyle zaman zaman bilimi reddetmedigini söylese de varoluşunu yaradılış – yaradan temeline dayandırdığı için evrimi vede Darvini reddedecektir..Bilinmeyenler eninde sonunda bilinecektir hepsi bu….Tanrı (Tangrı) varlığı inanmaya bağlıdır, ispatı ile uğraşmayı da,varlığını tartışmayı da zaten yasaklamıştır…Bilim sonsuza kadar araştıracak ve bulacaktır,Darvin iyi bir dindardı bilmediklerini öğrendikçe, bulduklarını uzunca bir süre saklamak zorunda kaldı ..Dünyayı yönetenlerin işine geldiği sürece bilgi belli bir elitin elinde kalacak ,tevekkülle kabullenmeyi sağladığı sürece de din yönetenlerin işine yarayacaktır…

  11. hocam sizin kadar mantıklı bir inanan görmedim cidden. keşke tüm teistler de szin gibi düşünse. bir demet saygı buyrun

Yorum Yazın